ÇOCUK VE GENÇLERDE
TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞI
Tırnak yeme ; bir takım sebeplerden dolayı çocukluk yıllarında kazanılan , ergenlik döneminde şiddetlenen , söndürülemediği taktirde yetişkinlik döneminde de devam eden bir ALIŞKANLIK ‘ tır.
Tırnak yemeye çocukluk ve gençlik yıllarının her yaşında başlanabiliyor. Özellikle de ergenlik çağında . Çocukların % 33 ‘ de tırnak yeme alışkanlığı görülürken bu oran , ergenlik çağı gençlerinde % 45 ‘ lere kadar çıkmaktadır. 
TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞININ SEBEPLERİ
Tırnak yeme davranışından çok , bu davranışın sebeplerini araştırıp saptamak gerekir. Tırnak yeme davranışının altında yatan sebepler çoğunlukla psikolojiktir.
Bu güne kadar tespit edilmiş sebepleri şöyle sıralayabiliriz:
ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YERLER !
1. Aşırı Otoriter Tutum :
Çocuklar bulundukları doğal ortamlarında içlerinden geldiği gibi , her istediklerinin gerçekleşmesini bekleyerek büyümeye / gelişmeye istekli ve eğilimlidirler. Ancak ; ailelerin , çocuğun doğasını , ilgi ve yeteneklerini dikkate almadan çocuklar için tasarladıkları gelecek planları , anne – babanın kendi değer yargılarına göre eğitme ve yetiştirme tutumları , aşırı baskıcı – otoriter tutumlar , ekonomik yetersizlikler …çocuğun yaşam coşkusunu – heyecanını , isteklerinin gerçekleşmesi arzusunu , ilgi ve yeteneklerinin peşinden gitme / vakit geçirme arzusunu engellemekte , örselemektedir. Yani ; çocuğun arzu , istek ve duyguları baskı altına alınmaktadır. Bu da çocuğun kendini gerçekleştirememesine / kendini yeterince ifade edememesine neden olmaktadır. Sonuç olarak çocuğun duygularının baskı altına alınması çocukta sıkıntı ve bunalıma yol açarak tırnak yeme gibi alışkanlıkların / davranışların başlamasına sebep olmaktadır.
2. Sürekli Azarlanma ve Eleştirilme:
Çocukların , hayatta her şeyi bilmediklerinin ya da biz yetişkinlerin bildiklerini çocukların henüz bilemediklerinin farkında olamayan , bunu idrak edemeyen yetişkinler ( anne – babalar ) , çocuktan beklentilerini kendi bilgi , beceri ve tutumları seviyesinde beklemektedirler . 
Yani , çocuktan ,bir iş yada konu hakkında ;
kendisi gibi düşünmesini ,
kendisi gibi yapmasını ,
kendisi gibi tahmin edebilmesini ,
kendisi gibi önceden düşünüp tedbirli olmasını ,
kendisi gibi geleceği kestirebilmesini ,
kendisi gibi becerikli olmasını …
kendisi gibi düşünceli ve akıllı olmasını beklemektedirler.
Oysa böyle bir şey mümkün değildir .Çünkü ; o bir çocuktur . Her açıdan bir yetişkin gibi gelişip olgunlaşmadığından , bir yetişkinin yapabildiklerini yapamaz , düşünebildiklerini düşünemez. İşte bunun farkında olmayan yetişkinler , çocuğun yaptıklarını , düşüncelerini , davranışlarını yetersiz bulup çocuğun ;
beceriksiz
düşüncesiz
akılsız
fikirsiz
tembel
başarısız … olduğunu düşünürler. Düşünmekle de kalmayıp çocuğun yüzüne karşı hemen hemen her gün azarlama , kızma , aşağılama , başkasıyla karşılaştırma
gibi şekillerde çocuğun yüzüne söylerler.
Hemen her gün beceriksiz , düşüncesiz , akılsız , fikirsiz , tembel , başarısız olduğunu duyan çocuk , gerçekten de kendisinin normal olmadığını , değersiz olduğunu düşünmeye başlamakta. Özellikle de bu olumsuz düşünceleri , en yakınlarından ( anne – babasından ) duyan çocuk ; annesi babası tarafından beğenilmediğini hissederek duygusal olarak sıkıntı ve bunalıma girmektedir.
3. Kıskançlık :
İster yetişkin ister çocuk olsun insanın doğasında kıskançlık duygusu vardır. Bu duygunun temelinde yatan unsur ise ; kişinin , başkalarında olup ta kendisinde olmadığını düşündüğü bir şeyi ya da durumu , istemesi, arzulaması , elde etmeye çalışmasıdır .
Bu duygu , henüz kendini gerçekleştirememiş , kendi ayakları üzerinde durmayı tam öğrenememiş , başkalarına hala çok ihtiyacı olan çocuk ve gençlerde daha da güçlüdür.
Çocuk ve gençlerde daha çok , kendisinden küçük kardeşi kıskanma veya
ailesince, başarılı olduğu düşünülen ve sürekli takdir edilen , ilgi merkezi olan büyük kardeşi kıskanma şeklinde görülmektedir. Ayrıca , özellikle ergenlik döneminde arkadaş kıskançlığı da görülür.
Küçük bir kardeşin olması , anne-babanın zamanının büyük bir bölümünün ona ayrılması demektir . Çünkü küçük kardeş , temel ihtiyaçlarını kendisi gidereme-
diğinden , anne-babaının yardımına , desteğine ihtiyaç duymaktadır. Bu da anne – babanın onunla daha fazla vakit geçirmesi , daha fazla ilglenmesi , daha çok konuşması , kucaklarına onu daha fazla alması – kucaklaması demektir.
Oysa ki ; büyük olan çocuk , hemen hemen bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılayabiliyor , onun yapamadığı çok şeyi yapabiliyor , ondan daha akıllı , daha bilgili - becerikli … Ama , buna rağmen annesi ve babası kendisiyle hiç ilgilenmiyorlar , kendisiyle pek vakit geçirmiyorlar hiç taktir etmiyorlar , kucaklarına alıp sevgi gösterisinde bulunmuyorlar . Çocuk ; bu düşüncelerini ve duygularını şöyle özetliyor :
Annem , babam onu daha çok seviyor . Beni hiç sevmiyorlar .
Zaten herkes onu çok seviyor , beni hiç seven yok !
Düşüncesi yanlış olmasına rağmen , çocuk böyle düşünmekte hakılıdır.
Çünkü ; anne – babalar her çocuğunu eşit derecede sevmelerine rağmen , çocuklarına bunu göstermesini , hissettirmesini bilmezler .Ya da , şımarmasın diye bilerek göstermezler. Oysa ki , gözden kaçırdıkları çok önemli bir konu var. Her çocuğun sevildiğini hissetmeye , görmeye , sevilmeyi yaşamaya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı giderilmediği zamanlarda çocuk duygusal açıdan bir karmaşa yaşamakta , sıkıntı ve bunalıma girmektedir. Hele bir de ilgi merkezi olan küçük kardeş varsa .
4. İlgisizlik :
Her çocuğun / gencin yemek yemeye , uyumaya , oyun oynamaya ihtiyacı olduğu kadar çevresinin / anne- babasının yakın ilgisine de ihtiyacı vardır. Bu , çocuk için temel ihtiyaçtır.
Bu ilgi , çocuğa , ailede/ toplumda bir yeri ve önemi olduğunu , ailesi için ( anne – baba ) önemli ve değerli olduğunu hissettirmektedir. Çevresi tarafından önemsendiğini , kendisine değer verildiğini gören ve yaşayan çocuğun , kendine güveni gelişmekte ve kendine saygısı oluşmaktadır. Kendine güvenen ve saygı duyan çocuk/genç huzurlu ve mutlu olmaktadır.
Anne – babanın çalışıyor olması , ailede çocuk sayısının fazla olması , ailede ekonomik sıkıntının olması gibi sebeplerle aileler çocuklarına yeterince vakit ayıramamaktadırlar. İhtiyacı olan ilgiyi , kabulü, taktiri , onayı göremeyen çocuk , annesinin ve babasının kendisini fazla önemsemediğini , anne ve babası için yeterince değerli ve önemli olmadığını düşünmeye başlamakta , bir yalnızlığın içine , duygusal ve psikolojik olarak bir bunalıma girebilmektedir.
5 . Sevgisizlik
İnsan toplumsal bir varlıktır. Bu da onu toplum içinde yaşamaya mecbur ediyor. Hiç kimse , ‘’ Ben dağ başında tek başıma yaşayacağım diyemez. ‘’ Bugüne kadar bunu deneyenler çıkmıştır ama sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Evet , hiç kimse ömrünü tek başına geçiremez. Çünkü; insanın bir takım temel ihtiyaçları vardır. Bu temel ihtiyaçlar sadece yeme, içme, uyuma… gibi fiziksel ihtiyaçlar değildir.
Bu ihtiyaçlarının yanında duygusal açıdan da ihtiyaçları vardır.
İnsanın duygusal ihtiyaçları ;
Çevresinin ilgisini göreme,
Çevresi tarafından kabul edilme,
Çevresince taktir edilme,
Çevresince sevilme
Çevresindekileri sevme
Çevresindekilerle vakit geçirme,
Birlikte çalışma ve iş yapma ……
Söz konusu olan insan çocuksa eğer , bu duygusal ihtiyaçlar çok daha şiddetlidir. Bir çocuk için çevresi tarafından ( özellikle de anne-babası ) sevilmek , taktir edilmek son derece önemlidir. Son derece önemlidir ; çünkü, bir çocuk dünyada en çok anne ve babasını sever. Dünyada en çok sevdiği insanların da sevgisini haklı olarak ister ve bekler. Çocuk bu sevgiyi sadece duymak değil , yaşamakta ister. Sevgi , yaptıklarına, yaşadıklarına ilgi , başarılarına karşı taktir edilme bir çocuk için çok değerli duygusal besinlerdir.
Ailelerin yanlış tutumlarından veya anne –bebanın yeterince vakit bulamamalarından artık her ne sebeple olursa olsun çocuk sevgisiz kalırsa ya da yeterince sevilmediğini düşündüğünde bunalıma girebilmektedir.
6 . Gergin ve Güvensiz Ortam :
Hayatı tam olarak tanımayan , ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ailesine ihtiyacı olan , kendi ayakları üzerinde durmayı henüz öğrenememiş her çocuğun mutlu, huzurlu , kendini güvende hissedebildiği bir aile ortamında yetişmesi gerekir. Çocuğun her bakımdan sağlıklı gelişebilmesi için böyle bir ortamın sağlanması çok önemlidir.
Ancak hayat şartlarının aileleri zorlaması , aile içi geçimsizlikler, eşlerin ayrılmaları , ekonomik yetersizlikler vb. sebeplerle bu uygun ortam her çocuk için oluşturulamıyor.
İhtiyaçlarının tam karşılanamaması , anne –babanın sık sık tartışmaları , ailenin sık sık taşınması , ailede sağlık problemlerinin olması anne – babanın aşırı sinirli oluşu, aile içi iletişimin yok olması , yerini asabi , gergin ve tehditkar konuşma ve tartışmaların alması , anne ya da babanın üvey oluşu…çocuğun kendini güvende hissetmemesine neden olmakta ve çocuğun kaygılarını , kaygı düzeyini artırmaktadır. Sürekli gergin ve kaygılı olan çocuk duygusal ve psikolojik olarak yıpranmakta ve bunalıma girebilmektedir , davranış bozuklukları gösterebilmektedir.
7 . Taklit
( Çevrede Tırnak Yiyen Bir Büyüğün Bulunması )
Çocukların tırnak yeme alışkanlığını edinmelerinin bir sebebi de , çevrelerinde bu alışkanlığa sahip , örnek olan bir büyüğün olmasıdır. Başkalarının , hele bir büyüğün tırnak yemesi , çocukta , bu alışkanlığı normalize etmekte , yapılabilir ,göstermektedir. Çocuk ben de yapsam bir şey olmaz diyerek denemekte hatta devam bile edebilmektedir.
Evet sevgili veliler ; çocuklarımız anne karnındayken alışmadılar tırnak yemeye . Onları biz alıştırdık.
Şimdi bir düşünelim ,bizim çocuğumuz neden tırnağını yiyor diye. Sebebini bulup , ilacını verelim.